Meral Ücel
Uslu Kuçularıda Evimize Kabul Ediyoruz

Bizim işimiz onları sevmek. Kedileri sevipde kuçuları sevmeden duramadık. Bir iki derken evimiz misafir kuçularla dolup taşmaya başladı. Uslu kuçu kabul edelim diye bir sınır koyalım dedik. Doğrusu biraz kilo beyanında da bulunmakta fayda var diye düşündük. Ancak uyumlu bir kuçuysa tombişlerinde başımızın üzerinde yeri var. Çünkü misafir kuçularımız bizim kuçumuz Ortak’la aynı haklara sahip yani evimizde serbest geziyorlar. Manzarayı gözünüzün önüne getirmeye çalışırsanız kilo beyanı hakkında hak verecekseniz.

Evde klan halinde hareket ediyoruz. Geçici de olsa onlara mama veren, gezdiren, seven , kıyamayan kişileriz. Dolayısı ile bize nazları geçiyor ve bir odadan diğerine geçerken adım adım peşimizde bir grup kuçu bizimle beraber hareket ediyor. Bazen aniden durup arkama bakıyorum, hepsi birden fren yapıp niye durdun diye gözlerini dikiyorlar, manzara çok eğlenceli oluyor.

Televizyon seyrederken yada bilgisayarda çalışırken hadi bir kahve içeyim diye doğal bir hareketle ayağa kalkıp mutfağa yönelmeniz her evdeki kadar sıradan bir hareket değil bizim evde. Bizimle beraber Ortak, bir grup misafir kuçu ve ev sahibi kedilerimiz beraber kahve alma seromonisine katılılıyor. Suyun fokurdamasını bekliyorlar adım adım peşimizden geliyorlar. Tekrar eski pozisyonumuzu aldığımızda onlarda bir önce kıvrıldıkları yere hiçbirşey olmamış gibi kıvrılıyorlar yada kaldıkları yerden oyunlarına devam ediyorlar. Bu durum bu evde doğal , gündelik bir rutin.

Kapıda ağlayan kuçulara dayanamayıp ayakucumuzda uyumalarına izin veriyoruz. E bundan iyisi can sağlığı, daha nasıl özen gösterilebilir ki. Bazı akıllı bıdıklar burası yeni bir ev dur şunları parmağımda oynatayım her istediğimi yaptırayım numarasını deniyor. Acıklı sesler çıkartarak 10 dakikada bir kapıyı tırmalıyor.

“E iki dakika once yürüdük ufaklık her ihtiyacın görüldü yinemi sokak istiyorsun?”

Bir iki üç …dörtten sonra bu numarayı yemiyorsunuz. Ama bazen viykleme nidaları saçınızı çekmeyle birleşince yok bu sefer cidden çıkmamız lazım galiba diyorsunuz. Dışarı çıkmakda öyle pıt diye yapabileceğiniz kolay birşey değil bu evde. Diğer kuçularda çıkmak istiyor, hepsi iki pati üstünde “bende bende” diye bacaklarınıza sarılıyor, zıplıyor.

Dışarı çıkıyorsunuz, “e bacaksız ağladın hadi yapsana” diye bekliyorsunuz. Bacaksızın derdi bahçedeki kedi mamalarıymış meğer. İşte bu an oyuna geldiğimiz andır ☺ Bu arada biz dışarı çıktığımız anda diğerleri uçarak pencere önüne diziliyorlar. Bu seferde içeriden gelen miykler başlıyor, “bizide çıkart bizide çıkart, onunla çok ilgilendin bizlede oyna bizlede oyna”.

Velhasıl kuçulara bakmak çok vefalı bir o kadarda zevkli bir mesele.

Bu işin tek kötü tarafı ise vedalaşma faslı. Aramızda inanılmaz bir bağ oluyor, gittikten sonrada kocaman bir boşluk. İsmine alışıyoruz, pencere önündeki pufa çıkıp gelen geçeni seyretmesine, kedilerimizle oynamalarına, birbirleriyle oynamalarına, yanımıza kıvrılmalarına, herşeylerine alışıyoruz ve onları çok özlüyoruz. Ailelerinin birdahaki tatil planına kadar burnumuzda tütüyorlar.

Okuduklarınızın fotoğraflarını görmek için konuklarımız bölümümüze gözatarsanız anlatmak istediklerimi hissedeceksiniz.












Her Hakkı Saklıdır © 2009 Pisipisievi  |  Kulanım Koşulları